Semerkant

Semerkant: 2.500 Yıllık Tarihiyle Doğu’nun İncisi
Semerkant, Özbekistan’ın 12 ilinden biri olup, Taşkent’in 275 km güneybatısında yer almaktadır. Nüfus açısından ülkenin en büyük ikinci şehri olan Semerkant, 2.500 yıllık geçmişiyle köklü bir tarihe sahiptir ve anlatacak pek çok hikayesi vardır.
Bu kadim şehrin isminin kökenine bakacak olursak, M.Ö 8. Yüzyılda, İslamiyet’ten önce Sogdlar tarafından yönetildiği dönemde, yerel dil olan Soğdca’da ‘‘taş’’ veya ‘‘kaya’’ anlamına gelen kant/kent ekinin birleşmesinden oluştuğu görülmektedir. Taşkent ve Peçikent gibi şehir isimlerinde de benzer ekle bulunmaktadır.
M.Ö. 329 yılında Büyük İskender’in Semerkant’ı fethetmesiyle Helenistik kültür şehre nüfuz etmiştir. 711 yılında Müslüman Araplar’ın fethiyle birlikte ise Semerkant, İslam dünyasında önemli bir ilim merkezi haline gelmiştir. Özellikle yüksek kaliteli kâğıt üretimiyle bilinen şehir, İslam coğrafyacıları ve hem doğulu hem de batılı seyyahlar tarafından övgüyle anılmış, ‘‘İslam’ın kubbesi ve dünya cennetlerinin en önde geleni’’ olarak tanımlanmıştır. Büyük Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Emir Timur, Semerkant’ı ele geçirdiği dönemde bu şehri başkent ilan etti. Timur, şehri dönemin çekim merkezlerinden biri haline getirebilmek için dünyanın pek çok bölgesinden en iyi bilim adamlarını, ustalarını, sanatkarlarını ve mimarlarını seçmişti.
Bu masalsı şehir, günümüzde hala tarihin dokularını taşıyan nadide yerlerden biridir.
Gür Emir Türbesi: Timur’un İhtişamlı Mirası ve Gizemli Laneti
Gür Emir Türbesi, Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timur’un (Tamerlane) mezarını barındıran, Semerkand’daki ünlü bir anıt mezarıdır. Bu türbe, Timur’un yanı sıra oğulları ve torunları da dahil olmak üzere birçok önemli Timur hanedanı üyesinin ebedi istirahatgahıdır. Türbe başlangıçta Timur’un erken yaşta vefat eden torunu Muhammes Sultan için inşa ettirilmiştir. Ancak 1405 yılında, Çin Seferi sırasında Timur’un ölmesi üzerine kendisi de buraya defnedilmiştir.
Gür Emir Türbesi, birçok kültürü etkileyen önemli bir yapıdır. Örneğin, Hindistan’nın gözbebeği olan Tac Mahal’in mimarisine ilham kaynağı olduğu yönünde görüşler bulunmaktadır.
Türbeyle ilgili ilginç bir başka bilgi ise mezarın açılmasıyla ilgili bir lanettir. 1941 yılında Sovyet arkeologları Timur’un mezarını açtığında, mezarın üzerinde şu yazıyla karşılaşmıştır: ‘‘Beni mezarımdan çıkaran, benden daha büyük bir felaketle yüzleşecektir.’’ Bu yazının görülmesinden kısa bir süre sonra Naziler, Sovyetler’e saldırmış ve 2.Dünya Savaşı’nın Doğu Cephesi başlamıştır.
Semerkant’ın Taçlandırılmış İhtişamı: Bibi Hanım Camii
Efsaneye göre, Timur caminin yapımını bir mimara emanet etmiştir. Ancak mimar, Timur’un sevdiği kadın Bibi Hanım’a âşık olunca, onun yanağından bir öpücük karşılığında inşaatı tamamlamayı kabul etmiştir. Bu durum, Timur’un öfkelenmesine neden olmuştur. Bazı kaynaklara göre ise Bibi Hanım, bu camiyi Timur’a hediye olarak yaptırmak istemiştir. Burada aşk hikayelerinden ziyade aslında Timur dönemi ve daha genel olarak Türk – Moğol dönemi hakkında önemli bir bilgiye ulaşmak mümkündür. Timur döneminde kadınlar yalnıza perde arkasında değil, siyasi ve kültürel sahnede de kendilerini gösterebiliyorlardı. Bibi Hanım Camii, devasa bir yapının bir kadın figürler ilişkilendirilmesi bakımından, kadınların prestijli ve güçlü roller oynayabildiğinin en büyük kanıtlarından biridir. Bu durum, genellikle ataerkil yapısıyla bilinen İslam dünyasında dikkat çekici ve ön yargıları kıran bir örnektir.
Semerkand’ın Bilim ve Medeniyet Merkezi: Registan Meydanı ve Uluğ Bey Medresesi
Registan Meydanı, Semerkand’ın en ünlü tarihi ve kültürel merkezlerinden biridir. Burası, üç büyük medrese olan Uluğ Bey, Şirdar ve Tilla Kari Medreseleriyle çevrilidir. Günümüzde medreseler dini bir işlev görse de, bir zamanlar Orta Asya’da ilmin ve bilimin merkezi konumundaydı.
Uluğ Bey, yalnızca bir hükümdar değil, aynı zamanda dönemin en büyük astronomlarından biri olarak kabul edilir. Onun çalışmaları sayesinde, yaklaşık 1.018 yıldızın konum ve koordinatlarının yer aldığı Zic-i Uluğ Bey Kataloğu oluşturulmuş ve bu eser, Avrupa’daki Rönesans bilginlerine bile ilham vermiştir. Uluğ Bey Medresesi ise bu astronomi tutkusu üzerine kurulmuş olup, Orta Asya’nın en büyük İslam üniversitelerinden biri kabul edilmektedir.
Bu medresede yetişen öğrenciler, daha sonra Semerkand Rasathanesi’nde, teleskopların olmadığı bir dönemde yalnızca gözlem aletleri kullanarak gökbilim alanında önemli keşiflere imza atmışlardır. Dönemin en büyük bilim insanlarından biri olan Ali Kuşçu da burada eğitim görmüş ve Uluğ Bey ile birlikte çalışmıştır. Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanındaki katkıları, Osmanlı’da bilim geleneğinin gelişmesine öncülük etmiştir.
Sonuç olarak, Uluğ Bey Medresesi, İslam dünyasında bilimin ve akılcılığın zirveye ulaştığı yerlerden biri olmuştur. Günümüzde bile onun yaptığı bazı astronomik hesaplamalar hatasız olarak kabul edilmektedir.